in ,

Amerika Bira Devrimine Damga Vuran IndIa Pale Ale

1876 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde irili ufaklı 2 bin 700 kadar bira üreticisi vardı. Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen göçmenler bu yeni kıtaya göç ederken arkalarında bıraktıkları vatanlarının farklı tarzda biralarını yapıyorlardı. Sonra aradan yıllar geçti, Amerika iki dünya savaşı ve 1920 ile 1934 yılları arasında bir içki yasağı yaşadı. 1976 yılına gelindiğinde koca ülkedeki bira üreticisi sayısı 2 bin 700’den sadece 40 taneye düşmüştü ve hemen hepsi vasat sarışın Lager biralar üretiyorlardı. Kendisine “biraların kralı” lakabını layık gören Budweiser, “bira şehri” Milwaukee’nin gururu Schlitz, “biraların şampanyası” lakaplı Miller ve o yıllarda Amerika’nın en çok satan birası olan Pabst, hepsi tatları birbirine çok benzeyen, sudan hallice biralardı.

Seksenli yıllara gelindiğinde Amerikalılar artık bu tekdüzelikten sıkıldılar ve ülke büyük bir bira devrimi yaşadı. Evlerinde kendi biralarını yapan bir çok idealist eski reçeteleri karıştırıyor, Avrupa’ya gidip farklı bira tarzlarını araştırıyorlardı. On yıl içinde Amerikalılar Ale, Porter, Stout gibi farklı bira tarzlarıyla tanıştılar. Denver’de yapılan Great American Beer Festival’de geçen yıl 580 üretici 79 farklı bira kategorisinde 2 bin 700 bira ile yarıştı. Ama bu kadar bira arasında Amerikan bira devrimine damgasını vuran biralar aslında India Pale Ale (IPA) olarak bilinen biralardır.

İngilizler sömürgelere içkilerini de götürdü

India Pale Ale ilk olarak 18’inci yüzyılın sonlarında Londra’nın doğusunda George Hodgson adında bir bira üreticisi tarafından yapıldı. Adındaki “India”, yani Hindistan kelimesi biranın Hindistan’da değil, bu yeni sömürgelerinde yaşayan İngilizler için üretildiğini gösteriyordu. İngilizler o yıllarda sömürge imparatorlukları sayesinde gittikleri, yerleştikleri bu yeni ülkelere yaşamlarının ayrılmaz parçası olan kriket gibi sporları ve bira, cin gibi içkilileri götürüyorlardı. Ancak 19’uncu yüzyılın Hindistan’ı sıcak iklimi yüzünden bira yapmaya uygun değildi, onun için bira İngiltere’den ithal ediliyordu ve çoğu yolda ekşiyip ve bozuluyordu.

India Pale Ale’lerin özelliği bu uzun deniz yolcuğuna dayanabilmeleri için nispeten yüksek alkollü ve birayı koruyucu etkisine inanıldığı için bol şerbetçiotu kullanılarak yapılmalarıydı. Şerbetçiotunu biraya verdiği acımtrak lezzet ve tazelik sevilince IPA sadece Hindistan’da değil, “pale”, yani o yılların koyu renkli biralarının aksine “soluk” rengi ile İngiltere’de de çok sevildi ve pub’lardaki bira muslukları arasında yerini aldı.

Amerika’ya dönecek olursak, seksenli yılların bira devriminde en başarılı yapılan biralar India Pale Ale’ler oldu. Özellikle Oregon eyaletinin şerbetçiotunun yoğun ve keskin lezzeti kısa sürede IPA hayranlarını oluşturdu. Kaliforniya’daki Sierra Nevada, Oregon’daki Bridgeport, Chicago’daki Goose Island ve New York’daki Brooklyn Brewery India Pale Ale’leri ile ülkenin bir ucundan diğerine yayıldılar. Brooklyn’nin bira ustası Garrett Oliver kendi birasını şöyle anlatıyor: “1994 yılında bir yaz birası yapmaya karar verdiğimizde 1842 yılına ait bir kitap buldum. East India Pale Ale’ler inanılmaz bir detay ile anlatılıyordu. Hindistan da bizim sıcak ve rutubetli New York yazları gibi çok sıcak, dolayısıyla bu bira bize uyar diye düşündüm. Brooklyn Lager ve Brown Ale gibi biralarımızda Amerikan maltı kullanıyorduk, ama East India Pale Ale’in maltını da, şerbetçiotunu da İngiltere’den, o eski kitapta belirtilen yerlerden aldım. Ortaya ilk başta East Kent Golding şerbetçiotunun verdiği o harika acımtrak lezzetin yerini maltın bisküvitimsi tadına bıraktığı, finalde de damağı turuçgillerin tadıyla sıvayan bir bira çıktı.” Garrett “Brooklyn East India Pale Ale 7 derece sertliğinde, aynı eski IPA’lar gibi” diye ekledikten sonra gülümsüyor: “Sanırım George Hodgson biramızı içseydi severdi.” 

Ülkemizde Amerika’daki gibi bir bira devrimini görür müyüz bilemem, ama bizim de yetmişli yıllarda iki buçuk biradan oluşan bira dünyamız hızla zenginleşiyor. Geçen yıl Tuborg’un ithal ettiği Leffe, Hoegaarden ve Guinness gibi harika biralardan sonra İngiltere’den Fuller’s ale’leri ithal edildiler. Efes bu yıl Belçika’nın efsanevi “golden ale” birası Duvel’i getirdi. Brooklyn East India Pale Ale, Brooklyn Lager ve Brown Ale’den sonra New York’un bu kült bira üreticisinin Türkiye’ye gelen üçüncü birası oldu. Yani Türk biraseverlerin bu yıl çok çalışmaları gerekecek!

Kaynak: Teoman Hünal – Vatan

Şikayet

İçeriği beğendiniz mi?